YENİ DÜNYA DÜZENİ NEDİR? NE DEĞİLDİR?

Sosyalist bloğun yıkılmasının ardından sıkça duyduk bu sözü. Emperyalistlerin dünya halklarına karşı sömürü ve baskı politikalarının yeni adıydı. Demokrasi, insan hakları, barış yalanlarıyla cilalanmaya çalışılsa da, Körfez Savaşı ile birlikte ne anlama geldiği çok açık görüldü. Yeni Dünya Düzeni, dünya halkları için karşı pervasız saldırılar, daha fazla açlık ve yoksul anlamına geliyordu. Körfez Savaşı’na kadar emperyalist demagojilere inananlar, yaşanan katliam, vahşet karşısında tüm gerçekleri görmüştü. Yeni Dünya Düzeni ile birlikte emperyalizm halklara karşı saldırılarında yeni bir süreç başlatıyordu. Artık onlara göre “tek kutuplu dünyada” bir tek kendi boruları ötecekti.

Yeni Dünya Düzeni Sömürüyü Katmerleştirdi: Yeni Dünya Düzeni politikalarıyla emperyalistler krizlerine çözüm olacak bir düzen yaratma hedefindeydiler. Gündeme getirdikleri bütün politikalar bu amaçlarına hizmet ediyordu. Körfez Savaşı’nda Irak halkının tepesine binlerce ton bomba yağdırmaları da, Somali’yi, Ruanda’yı işgal etmeleri de, Yugoslavya’da masum insanları katletmeleri de hep bunun içindi. İstiyorlardı ki, dünyanın tek hakimi olduklarını herkes kabul etsin. İstiyorlardı ki, aykırı hiç bir ses çıkmasın. İstiyorlardı ki, herkes boyun eğsin, ne isterse onu yapsın. Bu düzen hep böyle sürüp gitsindi. Uğrunda halkları katlettikleri bu düzen ise esasında emperyalist tekellerin düzeniydi. Zaten yapılan herşey emperyalist tekellerin daha rahat sömürmesi, hiçbir sorun yaşamadan, krizlere düşmeden karlarına kar katması içindi. Bunun için adına küreselleşme dedikleri bir politikayı gündeme getirdiler. Bilimde, teknolojide, vb. çeşitli alanlarda yaşanan gelişmelerle artık dünyanın dev bir köy haline geldiğini, sınırların ortadan kalktığını ileri sürdüler. Durum böyle olunca artık ulusal sınırlarda ısrar etmenin faydasız ve gelişen durum karşısında gerici olduğunu ileri sürdüler. Artık ulusallıkta ısrar etmenin, ulusal kurtuluş savaşları vermenin anlamsızlaştığını açıkladılar. Yalanlarına yalanlar eklemekten geri durmadılar. Emperyalizmin artık değiştiğini, bağımlılığın yerini karşılıklı bağımlılığın aldığını ileri sürdüler. Söylediklerinin hiçbir inandırıcılığı yoktu. Ne emperyalizm değişmişti, ne de halklara yönelik sömürü politikası. Tam tersine artık karşısında bir sosyalist bloğun olmadığını bilen emperyalizm halkların iliğini sömürmenin peşindeydi.

Yeni Dünya Düzeni Sınırsız Sömürünün Yolunu Açıyor: Krizden kurtulmak için emperyalist tekellerin sınırsız sömürüye ihtiyaçları vardı. Bu ise ancak önündeki en küçük engelin bile kaldırılmasıyla mümkündü. Varolan sömürü artık yetmiyordu. Hep daha fazlasını istiyorlardı. Bunu sağlamak için de hemen IMF, Dünya Bankası gibi emperyalist finans kuruluşları devreye sokuldu. Boğazına kadar borca soktukları yeni-sömürgelere, yaratmaya çalıştıkları düzene uygun politikaları dayattılar. Artık tüm yeni-sömürgelerden piyasa ekonomisinin uygulanmasını, ekonominin serbestleştirilmesini istiyorlardı. Serbest piyasa ekonomisi dedikleri ise kapitalizmin tüm vahşetiyle halkların boğazına çökmesinden başka bir şey değildi. Güçlünün zayıfı ezdiği, tekelleşmenin arttığı bir ekonomik politikayı dayatıyorlardı. Ülkemizde 12 Eylül cuntasının uygulandığı 24 Ocak kararlarının benzerini tüm yeni-sömürgelere dayattılar. Özelleştirme politikasını gündeme getirdiler. Halkın emeğiyle, alınteriyle yaratılan kuruluşlar bir bir emperyalist tekellere ve işbirlikçilerine satldı. Hem de yok pahasına. Tüm emekçilerin boğaz tokluğuna çalışması istendi. Buna karşı direnenler cuntaların, kontrgerillanın saldırılarının hedefi oldu. Karlarını daha da yükseltmek için görülmemiş boyutlarda bir işçi kıyımını başlattılar. Her yerde işsizlik korkunç boyutlara yükseldi. Yeni sömürgelerde halkın boğazından kesilenler ihracat adı altında emperyalist tekellerin kasasına aktarıldı. Yapılan onca ihracata rağmen yeni-sömürge ekonomileri düzelmek bir yana daha fazla borç batağına saplandı. Emekçilerin her türlü sosyal hakkı gaspedildi. Üsteli bu politika sadece yeni-sömürgelere yönelik değildi. Emperyalist tekeller daha fazla kar etsin diye benzer politikalar emperyalist ülkelerde de uygulanıyordu. Yeni dünya düzeniyle birlikte gündeme gelen küreselleşme ekonomide emperyalizmin egemenliğini daha da pekiştirirken, halklara karşı açılmış kapsamlı bir ekonomik saldırıyı içeriyordu. Bu saldırı yeni-sömürgelerde özelleştirme, işçi kıyımları, sendikasızlaştırma, sosyal hakların gaspı şeklindeyken, benzer içerikte saldırılar emperyalist ülkelerde de çeşitli kılıflar altında gündeme getiriliyordu. Bu saldırılara karşı mücadele çeşitli düzeylerde sürse de, direnişin bu saldırıları püskürtecek kadar güçlü olmaması ve emperyalizmin içinde bulunduğu krizin boyutları nedeniyle bu politikalar hayata geçirildi.

Emperyalist Sömürünün İki Ayağı: Özeleşleştirme ve Uluslararası Tahkim Yeni Dünya Düzeni’nin hakim olmaya başladığı 1980’ler sonrasında iki politika öne çıktı; Özelleştirme ve Uluslararası Tahkim. Bu politikalar yeni gündeme getirilen sınırların kaldırılması çabalarına da uygundu. Ve emperyalist tekellere daha fazla kar sağlayacak bir uygulamaydı. Özelleştirme ile devlet eliyle kurulmuş kamu işletmeleri çok ucuz fiyatlarla emperyalist tekellere devrediliyordu. Bu işletmeler aslında karlı işletmeler olmakla birlikte zarar ediyormuş gibi gösterilerek satışın zemini yaratılmaya çalışılıyordu. Bir kez bu işletmlerin satışı gündeme alındığında teknolojisi yenileniyor, uygun yatırımlar yapılarak satışı cazip hale getirilmeye çalışılıyordu. Böylece kar edecek hale getirilen işletmeler tekellerin sofrasına sunuluyordu. Bunları yok pahasına alan tekeller yaptıkları işçi kıyımlarıyla, örgütsüzleştirme saldırılarıyla birlikte işçilerin haklarını gaspederek karlarını daha yükseltecek bir ortamı yaratıyorlardı. Böylece oluşan karlar emperyalist tekellerin ve işbirlikçilerinin kasalarını dolduruyordu. Ancak işler her zaman istedikleri gibi gitmiyordu. Kimi zaman yeni sömürgelerin yasaları önlerine hiç de istemedikleri engeller çıkarıyordu. Bir şekilde bunların da ortadan kaldırılması gerekiyordu. Bunun da yolunu buldular. Uluslararası tahkim ile yeni-sömürgelerin egemenlik haklarını, yasalarnı, çeşitli kurumlarnı hiçe sayarak, kendi sömürülerini gerçekleştirmenin yolunu açtılar. Uluslararası tahkim emperyalistlerin sömürüsünü garanti altına alan bir kurumdu. Yeni-sömürgelerde emperyalist tekellerin çıkarlarının her türlü tehlikeye karşı devlet güvencesi altına alınmasıydı. Bir yeni-sömürge uluslararası tahkimi kabul ettikten sonra artık emperyalist tekellerin göreceği her türlü zararı telafi etmeyi de taahhüt etmiş oluyordu. Böylece tekellerin karları güvence altına alınırken, sömürünün yükü yine emekçilerin omuzlarına bindiriliyordu. Üstüne üstlük bir de devlet emperyalist tekellerin zarar etmemesi için emekçilerin her türlü direnişlerine saldıracak, onların her türlü talebini terörle ezecekti. Çünkü artık emperyalist efendilerine bağımlılığı daha da pekişmiş, onların basit bir piyonu olmaktan, kapılarında bir muhafız olmaktan öte bir fonksiyonu kalmamıştı. Esas işi halka karşı emperyalistlerin çıkarlarını korumaktı. Ulusal egemenlik, onur her türlü ulusal değer emperyalistlerin kasaları daha fazla dolsun diye ayaklar altına alınmıştı.

Halklar Kendilerine Dayatılan “Yeni Düzen”i Kabul Etmiyor: Emperyalistler dünyada yaratmak istedikleri düzenin adını “Yeni Dünya Düzeni” diye koymuşlardı. Estirdikleri terör, takınmaya çalıştıkları demokrasi, barış insan hakları maskesi hep bu düzenin kabul görmesi içindi. Yine de hiçbir şey istedikleri gibi gitmiyordu. Çünkü bu düzeni esas olarak halka kabul ettirmeleri gerekiyordu. Yerleştirilmeye çalışılan bu düzenin politikalarından doğrudan etkilenen asıl kesim yüzyıllarından bu yana ezilen, sömürülen dünya halklarıydı. Ve çeşitli manevralarla yeni aynı şeyler dayatılıyordu. Her ne kadar bilinçleri çarpıtılmaya, gerçekler örtülmeye çalışılsa da dünya halkları emperyalistlerin uygulamaya çalıştıkları politikayı, oynamaya çalıştıkları oyunu çok geçmeden gördü. Takındıkları maske çabuk düştü, emperyalizmin çirkin yüzü bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Yeni Dünya Düzeni’nde halklar adına olumlu hiçbir şey yoktu. Halka yine baskı, zulüm ve sömürü reva görülüyordu. Halka yine baskı, zulüm ve sömürü reva görülüyordu. Yalanla, demagojiyle, ikiyüzlüce tavırlarla halklara emperyalizmin değiştiğini anlatmayaçalıştılarsa da kimseyi inandıramadılar. Çünkü emperyalizmin özünde değişen bir yanı yoktu. Hatta sosyalist blokta yaşanan geri dönüşlerle önleri daha da açılmıştı. Eskiden sosyalist bloğun varlığı halklara karşı saldırılarında bir caydırıcılık sağlıyordu. Şimdi ise o da yoktu. Bu yüzden saldırılarında daha pervasız, sömürülerinde daha dizginsizdiler. Bu pervasızlıkla Yeni Dünya Düzeni’nin önünde engel olarak gördükleri herkese amansızca saldırdılar. Dünya halkları emperyalizmin değişmediğini, halk düşmanı niteliğinin devam ettiğini, Yeni Dünya Düzeninin ilan edildiği dönemde, Körfez Savaşı sırasında gördü. Irak’ta sığınıklarda, caddelerde tonlarca bombanın altında can veren yüzbinlerce insan emperyalizmin vahşi bir kan dökücülük ve sınırsız bir halk düşmanlığı olduğunu yaşarak gördü. Daha sonrasında da dünyanın çeşitli yerlerinde yaşanan emperyalist saldırganlık emperyalizm gerçeğini çarpıcı biçimde gözler önüne serdi. Her ne kadar sosyalist ülkelerde kapitalizme dönüşle birlikte yaşanan reformist dalgayla birlikte dünyanın kimi bölgelerinde emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı savaşan silahlı örgütler uzlaşma masalarında savaşlarına son verdilerse de halkların mücadelesi hiç bitmedi. Her dönem dünyanın şu ya da bu bölgelerinden emperyalizme ve onun dayattığı politikalara karşı bir mücadele kıvılcımı mutlaka çakıldı. Dünya halkları kendilerine dayatılan Yeni Dünya Düzeni’ni sessiz bir biçimde kabullenmediler. Şu ya da bu düzeyde bir direniş hemen her yerde yaşandı. Çünkü emperyalizm artık doğrudan halkların geleceğine saldırıyor, yarınlarını belirsiz hale getiriyordu. Her türlü güvenceden yoksun, yarın yiyecek ekmeği bulacağının garantisi olmayan emekçiler kendilerini bu hale getiren düzene karşı tepkilerini ifade ediyorlardı. Halklar Mücadeleyi Yükseltiyor: Emperyalistlerin egemenliğinde dünyada yeni bir düzen kurulmaya çalışıldıysa da bunun tam anlamıyla başarıya ulaştığını söylemek zordur. Yaratılmaya çalışılan bu düzenin önündeki engeller çok çeşitliydi. Bir yandan emperyalistlerin kendi aralarındaki çelişkiler vardı. Emperyalistlerin herbiri sömürü pastasından kendisi daha fazla pay almak istiyordu. Bu da aralarındaki dalaşmayı boyutlandırıyor, çelişkilerini yoğunlaştırıyordu. Diğer yandan emekçi halklarla emperyalistler arasındaki çelişkilerin yoğunlaşması vardı. Derin bir krizin batağında yuvarlanan emperyalistler bu krizlerinden çıkış yolu olarak halklar üzerindeki sömürüyü artırmayı bulmuşlardı. Bu sömürüyü ise ancak baskı ve zorbalıklarını daha fazla artırarak sürdürebilirlerdi. Dünya halkları kendilerinin sırtından geçinmelerini kabul etmediği gibi kendilerine uygulanan zulme karşı da sessizce boyun eğmiyorlardı. Bir başka çelişki ise emperyalistlerle sosyalizmden kapitalizme geri dönen halklar arasında yaşanıyordu. Bu halklar kapitalizmin kendilerine daha fazla refah, özürlük getireceğini ummuşlardı. Ancak hiçbir şey umdukları gibi olmadı. Gelen tek “özgürlük”, özgürce sömürülme özgürlüğüydü. Geçmişte bir işi, kalacak bir evi olan, geleceği halkçı iktidar tarafından garanti altına alınan insanlar kapitalizme geçişle birlikte bunları da kaybettiler. Buralarda da artık açlıktan, sokakta donarak ölen insanlara rastlanmaya başlandı. Kapitalizmin insanlık dışı yüzünü tanıyan bu ülke halkları geçmiş günlere daha fazla özlem duymaya, kapitalizme olan tepkilerini göstermeye başladılar. En önemlisi de emperyalizme ve işbirlikçilerine karşı hala savaşanların varlığıydı. Emperyalizmin tüm güçlülük gösterilerine rağmen ideolojik sağlamlığıyla dimdik ayakta duran Parti-Cephe gibi örgütler, ulusal temelde mücadele yürütse de silahlı savaşta hala ısrar eden örgütler vardı. Bunlar silahlı savaşın kurtuluş yolu olmadığını ileri süren emperyalizme karşı bir cevap oluyor, halklara kurtuluş yolunu gösteriyordu. Emperyalizmin gerçek yüzünün, yaşanan gerçekliğin bütün açıklığıyla ortaya çıkmasının ardından ona karşı halklar cephesinden verilen mücadele daha da yükseliyor. Her yerde emekçiler ayakta. Yeni-sömürgeler, emperyalist metropoller emekçi kitlelerin hesap soran, Yeni Dünya Düzeni politikalarına karşı çıkan eylemleriyle sarsılıyor. Çünkü halklar kendilerine dayatılan zulmün ve sömürünün bilincine vardıkça ona karşı mücadele etme güç ve kararlılığını daha fazla gösteriyorlar.

Yeni Dünya Düzeni de Emperyalizmi Kurtaramaz: Emperyalizmin girdiği bunalımlardan kurtulmak için başvurduğu çarelerden birisiydi Yeni Dünya Düzeni korumak için, bu politikayı gündeme sokmuştu. Bunun da emperyalizmin derdine çare olamayacağının görülmesi için çok zaman geçmesi gerekmedi. Çünkü Yeni Dünya Düzeni’nin tutması için emperyalizm karşısında kayıtsız, şartsız bir teslimiyet gerekiyordu. Emperyalizm işte bunu başaramadı. Ezilen dünya halkları emperyalizm karşısında diz çökmedi, boyun eğmedi. Emperyalizme şu ya da bu düzeyde kafa tutmaya devam eden, onun dayatmalarını kabullenmeyen devletler hala var. Ve hala emperyalizme ve uşaklarına karşı silah elde savaşanlar var. Halkların direnişi her geçen gün gelişiyor. Çünkü halkların emperyalizme karşı duyduğu öfke büyüyor. Halkların öfkesinin kasırgaya dönüşüp, emperyalizmi savurup atacağı günler de gelecek. Emperyalistler şimdi bunun korkusuyla yaşıyorlar. Bir gün bu saltanatlarının son bulacağını biliyorlar. Bunun için gelecekten endişelerini ifade ediyorlar. Kaçınılmaz sonlarını biraz daha geciktirmek için ellerinden gelen herşeyi yapıyorlar. Yine de ne yaparlarsa yapsınlar, hiçbir şey onları kaçınılmaz sonlarından kurtaramaz. Çürümüşlükleriyle, kokuşmuşluklarıyla yokolup gitmeye mahkumdurlar.